Grup Abdal röportajı bitti, yakında Akşam’da olacak. Güzel oldu iyi de oldu.

akşam olur, ay gecede.

HAS KAPİTAL!

4 yıl önce bi’ 2 mayıs günü yazmıştım bu şiiri. O zaman bugün kafasına gaz bombası silahıyla ateş edilip yoğun bakımda yatan Dilan tam 13 yaşındaydı. Ben bu şiiri Galata meydanında okumuştum ama ne yazık ki kimse kafama ateş etmemişti. Ben sağlıklı kaldım, Dilan yoğun bakımda.

YARIN

,

kapitalle kanlı bıçaklıyım

bugün beni işe alma patron

,

fahişeler lokavt yapmış sevişmekten yorgun adamlarla

serserilerin elinde birer fıçı bira, ve ben ne çok özlemişim

kusmayı alkol ve ağrı zamanlarında

yırtılmış bir kâğıtta kanlı yüzümü seyrederken

ben ne çok utandım ve gereksiz şeyler dinledim

kendimle konuşurken

,

annem sefer tasına babamın kellesini koymuş yine

patronumun elinde kalem gümüş kakmalı bir kırıkkale

gibi sırıtır, göz süzer bana uzaktan,

masa başında ölmek ya da uyuyakalmaktan gelip

çözmeyi unutan ellerini arıyorum boğazımdaki

gemici düğümlerini

,

metresine benden bir hediye vardı patron

suları çeksem de kalıverdi tuvalette

,

kupon alıyorum her öptüğüm kadın ağzından

ıslanmış tren biletlerinde yüzüm var ne hikmetse

bacaların yolunu bilmez yağmurlara rağmen

ıslanmış ağzımla kurutup tüküremedim

bir avuç tütünü yüzüne

,

annem bu sabah banyoda, annem bu sabah patron

kendini bıçaklayıp durdu işte, hani huzurunda

anarşist belgelerle gezinen bir adam vardı hani

kovduğun hani dövüp durduğun bir adam “top secret” dosyalar elinde

işte o adam, bu mektubu sana çok uzaklardan

yazmıyor artık

,

beni işsiz bırak kalbinin köşesinde

katladığın mendiller gibi iç cebinde

,

hâlâ 1 mayıslardaysa gözüm, bunun mayısla ne ilgisi var

nevrusu bir kaşe gibi bastım bütün güllere

hâlâ sigorta primi falan diyorsam bunların tümü bahane

noter gözlüklerimle ve rutubet kokmuş ceketimle karşında

memuriyet sınavını bırakıverdim tarihe

,

üç binde, pire gibi çocuklar çalışıp ezberlesin diye;

sene 2009; yani çok önce çocuklar,

ayrıkotları işte her dairede her zaman biraz

var!

,

kapitale küskünüm, kapitale dargınım patron

karının parlak çamaşırları kurumaz bizim evde!

,

bugün uyanıp sana bunları söylemeye geldim patron,

selamunaleyküm icabında, biraz da müslümanız

banyoda ve uyumadan önce

baba oğul kutsal ruha bir de seni ekleyince

televizyon izleyip mısır yerken,

beni çok önce terketmiş sevgilime cepten çağrı atarken,

koca teslis seninle dörtlenip testise çıkıyor durduk yerde!

,

bugün seni sevmiyorum patron, bugün benim günüm

benim belki şimdi yeni öldüğüm

sıkıldım, “radyoma” gelin de biraz müzik dinleteyim size; http://kaankoc.caster.fm/

KırkVe1

kırk gün geçti çıkmadım yataktan
caydım tilkilerin sözünden koptum avdan
,
ölü ilanları var gastede dişlerini tarayan bir adam
çınlatarak geçiyor bütün sayfaları; bugün irin
bugün 41 ve kan bugün şu ökçeli kavgalar
yarın bir türkü barda kadeh kaldırışın sebebi olacaklar
ölü ilanları bütün masallarda çünkü masalarda
bahşişiyle ödenmiş bir hesaplaşma
kulak tıkanmış bir cinayetin haberidir sevdam
,
kırk gün geçti bana sorarsan bir ömür
dünyanın halinden haberim olmadı radyo dinlemedim hiç 
televizyonu koymadım şiirlere, dağlara kahve götürmeyi
çok evvel bıraktım artık bu semtte tesbihimde bi’ el
kadar kalıp susarak giriyorum döğüşlere
ve kaçıyorum sustuğum görülünce taşlara yürüyorum
kadınımın karnı tok güzel sözlere günde 2 öğün yokluk
aç karnına ve ürküp kayboluyor ben gülünce
,
hasıl kafama yine öfke keza duama da omuz atarak başlıyorum
ateşim hazır inmesi beklenen kitaplar için bana
parlatılmış masumane yürüyüşlerde cebimde bir ilan
olacak bundan böyle; uzlaşmak mümkünse burada bitsin!
çağlar tükettim ama adı yoktu yok işte 
iki insan neden gülümser birbirine değince ya da 
ölü ilanlarında bir parça şöhret varsa 
kefen dediğin adam akıllı uslu bir kumaşsa
pek ala yerin çınlatılmış kulağında nâmım kalmıştır;
sarıldığım kitaplarda insan hep tersten yazılmıştır
,
kırk gün geçti kimse tutmadı kolumdan - istemezdim de
saralı sayfalar sardım yaralarıma savaşlara katıldım
rütbe vermediler cinayet vermediler - canım çekmedi değil
10 kupona bi’ hayat vermediler reklamı geldi bu da makul
ve zamanla yanlara esnerken ömrüm ve ağrı genişlerken
bu kördüğümleri çözmeye bir daha yeltenmeyeceğim
bıraktım kalsın genelevlerde bir poster okullarda ibret
kadınımın koynunda gözden düşmüş bir koleksiyon
parçasından ibaret ne beyaz ne zenci derim
,
bu dünyada ırkçlığı gördüm barbarlığa giriş dersindeyim henüz 1
40 gece bitti ben henüz 1 - daha bir ölümü tüketmedim
kelepçeli uykular diyarında ninni okumasın kimse bana
yara bandı verilmesin bir gösteriştir hepsi acıya
avımla dertleşmeye ben ondan af dilemeye 
ona bir av vermeye giderken tuhaf şüphelere düşmeye 
giderken ağzımda dehşet var öptüğüm kadınlar
nisyanın baş harfi oldu - kareköküdür ihanetin tokalaştığım adamlar
,
kırk gün bitti isyanı tüketemedim bi’ vazo bile kırmış değilim
bazı demedim değil bir insanla çıplak yatmayı ne özlemişim
,
gasteye ilan verin ekonomi sayfaları altında yolda
toplumsal bir kadavra
var.

” - artık konuşmak doğru olmayacak. hoşçakal.”

bazen en uzun hikaye, en kısa hikayedir.

yakında bir cennet vardır ama henüz oraya ulaşılmış değildir; yakında bir cehennem vardır ama henüz akıldan çıkmış değildir.
yalnızlar mektebinde yazmaya başlamışsın çok sevindim

=) teşekkür ederim